9 Ocak 2012 Pazartesi

Ezogelin Çorbası

Herkese güzel bir hafta dilerim. Soğuk geçeceği söylenen haftaya sıcacık bir çorbayla başlamak sanırım en iyisi olacak. Anadolumuzun pek çok yemeğinin olduğu gibi Ezogelin Çorbasının da dilden dile dolaşan bir hikayesi var. Tarif öncesi çorbanın bu acıklı hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum. Asıl adı Zöhre Bozgeyik olan “Ezo Gelin”, 1909 yılında Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi’ne bağlı Dokuzyol (Uruş) Köyü’nde doğdu. Büyüdükçe güzelliği dillere destan olan ve çevre ilçelerden herkesin görebilmek için Dokuzyol Köyü’ne geldiği Ezo Gelin, 20 yaşına geldiğinde, aynı köyden Hanefi Açıkgöz ile “berdel” usulüyle evlendirildi. Hanefi Açıkgöz, Ezo Gelin’e karşılık, halası Hazik’i, Ezo’nun ağabeyi Zeynel Bozgeyik’e verdi. Ezo Gelin bu evliliğe, ancak onyedi ay dayandı ve sonunda baba evine döner. Daha sonra ise niceleri Ezo Gelin ile evlenmek için talip olur. Bu kez de Suriye’de bulunan teyzesinin oğlu Abuzer Memey gelir ve Ezo Gelin’i yine “berdel” kurallarına göre ister. Ezo Gelin ekonomik nedenlerle evlenmek zorunda kalır.
İkinci evliliğini de böyle zoraki bir şekilde yapan Ezo Gelin’in 6 kız çocuğu olur. Bu çocuklardan sadece Celile isimli kızı yaşar. Memleketinden uzak bir şekilde vatan hasretiyle Suriye’de yaşamını sürdüren Ezo Gelin, verem hastalığına yakalandı. Hastalığı sırasında eşine, “Benim mezarımı memleketime götürün. Götüremezseniz de beni Bozhöyük’ün Türkiye’yi gören kısmına gömün” der. Ezo Gelin mezar taşındaki yazıya göre 1952 yılında, Oğuzeli Nüfus Müdürlüğü’ndeki kayıtlara göre ise 1956 yılında öldü. Ezo Gelin Suriye’de, Türkiye sınırına yarım saat uzaklıktaki Carablus İlçesi Bozhöyük Köyü’ndeki bir höyüğe gömülür. Mezar taşında ise “Emir Kızı Ezo Gelin. Doğumu Türkiye’nin Gaziantep ilinin Oğuzeli İlçesi’nin Dokuzyol (Uruş) Köyü 1909. Ölümü 1952. Uzun zamandır çektiği verem hastalığından ve gurbetlik acısından öldü” yazmaktadır. Ezo Gelin’in mezarı, 43 yıl sonra kardeşi Kenan Bozgeyik’in dönemin Oğuzeli Kaymakamı Cemal Hüsnü Kansız’a başvurması ve Suriyeli yetkililerle yapılan görüşmeler sonucunda, 23 Eylül 1999 tarihinde Gaziantep’e getirilmiş ve Dokuzyol Köyü’nde düzenlenen törenle defnedilmiştir. (Kaynak. İnternet)
Gelelim tarife.
Malzemeler: (5 kişilik)
1.5 çay bardağı kırmızı mercimek
yarım çay bardağı pirinç
kahve fincanı ince bulgur
1 tane kuru soğan
2 çorba kaşığı domates salçası
7 su bardağı su
kuru nane
tuz
karabiber
zeytinyağı
Yapılışı:
Zeytinyağı tencerede ısıtılır ve içine küçük küçük doğranmış soğan konur. Soğan kavrulur, salça ilave edilir. Salça kavrulduktan sonra su konulur(Tavuk ya da et suyu olursa daha iyi olur) Yıkanmış ve süzülmüş mercimek ve pirinç eklenir. Bulgur da konulur karıştırılır. Tuz, kuru nane ve karabiber serpilip, pişmeye bırakılır. Çorba pişince istenirse üzerine kuru nane serpilip ya da kızdırılmış tereyağı ve kırmızı biber dökülüp sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

4 Ocak 2012 Çarşamba

Hellim Peynirli Salata

Herkese yeni yılın ilk postu ile merhaba. Kıbrıs'ın meşhur Hellim peyniri girdiği her yemeğe, her salataya kendi farklı lezzetini katan nefis bir peynir. Kızartılarak yenildiğinde bambaşka bir tada bürünen bu peyniri kahvaltılarda kullandığım gibi salatalarda da bol bol kullanıyorum. Tuzlu olduğu için salatada kullanmadan önce yarım saat suda tutuyor ve salatanın tuzunu normalden az koyuyorum.
Malzemeler:
1 paket Hellim peyniri
1 adet kıvırcık salata
1 bağ akdeniz yeşilliği
5, 6 adet kurutulmuş domates
1 diş sarımsak
1 limonun suyu
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı
Yeşillikler yıkanıp, süzülür ve doğranırlar. Kurutulmuş domatesler kaynar suda 1, 2 dak. tutulur ve çıkarılır. Domatesler ince şerit şeklinde kesilir, yeşilliklere katılır. Tuzu alınmış hellim peyniri kalınca dilimlenir (küp şeklinde ya da ince şeritler halinde de kesebilirsiniz) dilimlenmiş peynirlerin ızgarada iki tarafı da kızartılır. Bir kapta limonun suyu, zeytinyağı, tuz ve dövülmüş sarımsak karıştırılır ve salatanın sosu hazırlanır. Kızaran peynirler sıcakken hemen salataya eklenir, sos tüm salataya dökülür, karıştırılır ve servis edilir.
AFİYET OLSUN

31 Aralık 2011 Cumartesi

Mutlu Yıllar !

Herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu ve bol kazançlı yeni bir yıl dilerim. 2012 hepimize mutluluk ve huzur getirsin. Bu yıldan çok daha güzel bir yıl olsun. Herkesin tüm dilekleri gerçek olsun. Yeni yılınız kutlu olsun. Sevgiler.

30 Aralık 2011 Cuma

Kestaneli Pilav

Yılın son Cuma'sı herkese hayırlı olsun. Koca bir sene daha geride kalıyor umarım önümüzdeki yıl daha güzel şeyleri bizlere getirir. Bugünkü tarifim yılbaşı sofralarının geleneksel yemeklerinden biri olan Kestaneli Pilav. Bu pilavı ister bütün hindi ya da tavuğun içine koyarak, isterseniz de yanında servis edebilirsiniz. Ben bu pilavın görüntüsünü çok sevdiğim için tavuk ya da hindi içine konulduğunda pilava acıdığımdan ayrı pişirip, tavuğu yanında servis ediyorum.
Afiyet olsun.
Malzemeler: (4 kişilik)
2 su bardağı basmati pirinç
3 su bardağı sıcak su (tavuk veya et suyu olması daha iyi olur)
1 su bardağı ayıklanmış kestane
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
kimyon
tarçın
yeni bahar
tuz
karabiber
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Bir tencereye zeytinyağı konulur ve hafifçe kızdırılır. Dolmalık fıstıklar tencereye konulur hafifçe rengi dönmeye başlayana kadar karıştırılır. Üzerine kestaneler eklenir ve birlikte bir iki çevrilir, kuş üzümleri de konulur ve hepsi 1, 2 dak. karıştırılır. Ayıklanmış, yıkanmış ve süzülmüş pirinç tencereye konulur. Pirinç tane tane olana kadar kavrulur. Tarçın, kimyon, yeni bahar, tuz, karabiber eklenir, karıştırılır sıcak su konulur (ben tavuk suyu kullandım) ve ağzı kapatılarak pişirilir. Piştikten sonra bir süre dinlendirilir, servis tabağına alınır ve yanında tavuk ya da hindi ile servis yapılır.
AFİYET OLSUN
NOT. Kestaneleri ayıklamak için üzerleri iyice silinmiş olan kestanelerin üzerleri bıçakla çarpı şeklinde çizilir ve kaynamış olan suya atılıp, 2, 3 dak. tutulur. Sudan çıkarıp sıcakken kolayca ve kestaneye zarar gelmeden hemen soyulur

26 Aralık 2011 Pazartesi

Lahana Bohçası

Yılın son haftasına girdik herkese iyi bir hafta dilerim. Kışın en güzel sebzelerinden lahananın bohça hali bizim evde çok sevilir. Sarmaya nazaran daha fazla iç harç konulduğu için kızım bohçayı sarmaya tercih ediyor. Siz de sarma ile uğraşmaya vaktiniz olmazsa lahanayı bohça şeklinde yapın. Çok daha çabuk ve kolay oluyor. Afiyet olsun.
Malzemeler:
1 adet orta boy lahana
300 gr.kıyma
2 adet orta boy kuru soğan
yarım su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı salça
tuz
karabiber
kuru nane
sumak
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Lahananın koçan kısmı ayıklanır ve çıkarılır. Yapraklar tek tek ayıklanır. İyice yıkanan yapraklar kaynar suda 10 dak.haşlanır. Haşlanan yapraklar süzülür ve soğumaya bırakılır. Diğer tarafta kıyma, küçük küçük doğranmış soğan, ayıklanıp, yıkanmış pirinç, tuz, biber, 1 yemek kaşığı salça, kuru nane, sumak bir kapta iyice karıştırılıp, yoğurulup lahana bohçasının iç harcı hazırlanır (harçta kıyma yerine kuşbaşı et ve pirinç yerine bulgur da kullanabilirsiniz)
Lahana yaprakları çorba kepçesinin içine kenarları dışa taşacak şekilde konulur ve içine harçtan bir miktar ilave edilir. Lahanının dışa sarkan uçları üste doğru kapatılıp bohça gibi sarılır.Tüm lahana yapraklarından aynı şekilde bohçalar hazırlanır. Bu bohçalar lahananın kullanılmayan yaprakları ile tabanı kaplanan tencereye ters çevrilerek dizilir. Hepsi dizilince 1 yemek kaşık salça su ile karıştırılıp, bohçaların üzerine gezdirerek dökülür, zeytinyağı konulur. Tencereye sarmaların üstüne bir tabak oturtulur ve dolmaların yarısına gelecek kadar su ilave edilip pişmeye bırakılır. Pişme işlemi bitince yoğurt ile sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

21 Aralık 2011 Çarşamba

Tarhana Çorbası

Herkese merhaba. Tarhana çorbasını sanırım sevmeyen yoktur bizde de çorbaların atası olan Tarhana en sevilen çorbalarındandır.
"Tarhana çorbası, sabah kahvaltıları dahil her öğün yenebilir. Kökeni Orta Asyadan gelen Türklere dayandığı söylense de tarhana kelimesi Farsçadır. Her türlü yiyeceği kurutarak saklamaya çalışmışlar ve yoğurdun saklanması için de Tarhana çorbasını bulmuşlardır. Önemli bölümü yoğurttan oluşan Tarhana çorbası besleyici olduğu kadar kuru toz şeklinde olduğu için uzun süre saklanabilir. Türkiye'de Tarhana çorbasının birçok türünü bulabilirsiniz.Türkiye'de, Uşak, Denizli, Kahramanmaraş şehirlerinde ve Beypazarı'nda ünlüdür. " (Kaynak:Vikipedi)
Tarhana'nın ismiyle ilgili ilginç bir hikaye vardır. Vaktiyle bir hükümdar seferlerinden birini yaparken, bir fakirin evine misafir olmuş. Sıkıntı içinde ne ikram edeceğini şaşıran köylü kadın çabucak bir çorba kaynatıvermiş. Hükümdar kendisine ikram edilen çorbayı çok beğenip, ev sahiplerine övgüde bulunarak, ‘bu ne çorbası?’ diye sormuş. Çorbayı hazırlayan kadın ‘dar hane çorbasıdır, kusura bakmayın. Afiyetle yiyin’ demiş. ‘Darda olan ev’ anlamına gelen dar hane, zamanla tarhana diye anılmış.”
Ülkemizin pekçok yerinde farklı şekillerde yapılan Tarhanın en meşhur olduğu şehirlerden biri olan Uşak'tan "Yeldanlızade Tarhana Baba" tarhanası gelince hemen pişiriverdim ve bunu sizlerle paylaşayım istedim. Uşak'ta bir tanıdığınız varsa ondan isteyin ya da yolunuz Uşak'a düşerse mutlaka" Tarhana Baba" yı alıp deneyiniz. Afiyet olsun.
Malzemeler:
3 yemek kaşığı tarhana
1 lt(5 su bardağı) su (et, tavuksuyu olabilir)
yarım yemek kaşığı salça
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı: (kutunun üzerindeki tariftir)
1 lt(5 su bardağı)suya 3 çorba kaşığı tarhana konulur, karıştırılır ve bir kenara bırakılır. Bir tencereye yarım çorba kaşığı salça, az miktarda zeytinyağı ve tuz konularak hafif ateşte karıştırılarak yağın kızması beklenir. Bu karışıma suyun içinde bekletilen tarhana ve suyu dökülür. Hafif ateşte karıştırılarak pişirilir. Kaynamaya başlayınca karıştırma bırakılır ve 5-10 dak. daha kısık ateşte pişirilir ve altı kapatılır. Sıcak olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Yahni

Herkese güzel bir hafta dilerim. Tencere yemeklerimizin en güzel yanlarından biri ekmeğimizi yemeğin suyuna bandırmaktır sanırım. Tazecik ekmeği yemeğin suyuna bandırmak ve yemeğin tüm güzel tatlarını içinde barındıran o suyu ekmeğimiz ile yemek harikadır. Bugünkü tarifim de işte böyle yemeğin tüm tadını suyunda barındıran ve ekmek bandırası yemeklerden biri olan Papaz yahnisi tarifi. Pek çok sebze, tavuk ve et ile yapılan yahninin içinde ki baharatlar ve arpacık soğanları ona apayrı bir lezzet katıyor.(Bu tarife nohut ekleyenler de oluyor isterseniz siz de ekleyebilirsiniz) Lafı fazla uzatmadan tarife geçiyorum. Afiyet olsun.
Malzemeler: (4 kişilik)
500 gr. parça et
500 gr. arpacık soğan
2 diş sarımsak
zeytinyağı
Yarım çay bardağı sirke
Sıcak su
Tarçın
yenibahar
kimyon
tuz
karabiber
Yapılışı:
Zeytinyağı bir tencerede ısıtılır. İçine et konulur ve et suyunu salıp çekene kadar kavrulup, pişirilir. Et suyunu çekince bütün halindeki soğanlar ve sarımsaklar tencereye konulur. Tüm baharatlar ve sirke eklenir ve hepsi harmanlanıp, iyice karıştırılır.Üzerini geçecek kadar sıcak su tencereye konuluır kısık ateşte etler pişene kadar pişirilir. Pişince servis tabağına alınan papaz yahnisinin üzerine doğranmış maydanoz serpilir sade pilav ile servis edilir.
AFİYET OLSUN

14 Aralık 2011 Çarşamba

Kurutulmuş Domatesli Ispanak Salatası

Herkese güzel bir gün dilerim. Bugün mevsime uygun son derece kolay hazırlanan ve yemeklerin yanında olduğu gibi tek başına da yenebilen bir salata tarifim var. Afiyet olsun.
Malzemeler: (5 kişilik)

150 gr. bebek ıspanak yapraklar
6-8 adet kurutulmuş domates

6-8 adet konserve enginar kalbi

10 adet siyah zeytin

1 limonun suyu

zeytinyağı

tuz

Hazırlanışı:

Kurutulmuş domatesler 5 dak. sıcak suda bekletilirler ve sudan çıkarılırlar. Büyüklüklüklerine göre 2 ya da 3 parçaya bölünürler.(Çok küçük parçalara bölünmezler)Yıkanmış ıspanak yaprakları, bölünmüş domatesler, ortadan ikiye ayrılmış konserve enginar kalpleri ve siyah zeytinler bir kaba konulur. Diğer tarafta limon suyu, zeytinyağı ve tuz karıştırılarak salatanın sosu hazırlanır. Bu sos malzemelerin üzerine dökülür ve iyice karıştırılıp harmanlanır. Servis tabağına alınan salata servis yapılır.


AFİYET OLSUN.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Fırında Kıymalı Karnabahar

Herkese güzel bir hafta dilerim. Kışın fazla sevilmeyen sebzelerinden biri karnabahar’dır. En az Brokoli kadar faydalı olan bizim yerli sebzemiz karnabahar özellikle kokusu nedeni ile tercih edilmez. Tadını lezzetlendirmek için çoğu zaman beşamel sos ve çeşitli peynirlerden destek alınır ya da farklı soslarla salatası yapılır. Neyse ki bizim evde beşamel sossuz yenebilecek kadar çok sevilir. Daha önce salata ve fırında mozerella peynirli tarifini verdiğim bu sebzenin daha sade bir tarifini vermek istiyorum. Afiyet olsun.
Malzemeler:(5 kişilik)
1 adet karnabahar
300 gr kıyma
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı salça
Tuz
Karabiber
Kuru nane
Kekik
zeytinyağı
Üzeri için rendelenmiş parmesan peyniri
Hazırlanışı:
Kuru soğan yemeklik olarak doğranır ve kızdırılmış sıvı yağda kavrulur. Üzerine kıyma eklenir ve kıyma da kavrulur. Salça da eklenir birlikte karıştırılarak harmanlanır. Tuz, karabiber, nane ve kekik serpilir ve karıştırılır.Diğer tarafta çiceklerine ayrılan karnabahar buharda haşlanır. Haşlanınca karnabahar çicekleri fırına konulacak olan kabın içine yerleştirilir üzerine kıymalı harç dökülür ve çok az su konularak önceden ısıtılmış fırında 200 C’de üzeri kızarıncaya kadar pişirilir. Fırından çıkarıldığı an üzerine rendelenmiş parmesan peynir serpilir ve sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

9 Aralık 2011 Cuma

Aşure

Herkese hayırlı ve güzel bir Cuma günü dilerim. Aşure ayına girdik ve tüm evlerde aşure yapımı için tencereler kaynıyor. Blogumda bu ara en fazla okunan tarif de geçen sene yayınladığım aşure tarifim. Bu nedenle bugün aşure tarifini arayanlara kolaylık olsun ve hemen tarife ulaşsınlar diye tekrar yayınlamak istiyorum. Tarif için buraya tık tık. Allah kabul etsin.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Karadeniz'den Tatlar

Herkese güzel bir hafta dilerim. Geçtiğimiz hafta iş nedeni ile Karadeniz'e bir yolculuk yaptım. Bu kısa süreli gezide denediğim lezzetler ile ilk defa tanıştığım bazı tatları sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk durağım olan Artvin'de sabah kahvaltısında ilk defa meşhur Kuymak'ı denedim. Peynir ve mısır unu çok az su ve tereyağı ile beğendi kıvamına gelene dek tavada karıştırılarak pişiriliyor.Kuymak kustuğunda yani yağını saldığında piştiği anlaşılıyor. Her öğünde yenilebilen kuymak özellikle sabah kahvaltılarında nefis bir tat oluyor.


Artvin'de sabah kahvaltısında meşhur Artvin balının yanında çeşit çeşit Artvin'in kokulu peynirlerini mutlaka tadınız.


Artvin'den son lezzet nefis Silor. İnce boru şeklinde kıvrılarak 4-5 cm eninde kesilen yufkalar fırında kavrularak kurutuluyor. 1 yıl boyunca saklanabilen bu yufkalar bir kaba alınıyor üzerine kaynar su gezdirildikten sonra bir kat yoğurt dökülüyor ve üzerine tereyağı gezdirilip sofraya getiriliyor. Harika sıcacık pide ve Karadeniz çayı ile anında mideye indiriliyor.


İkinci durağım Trabzon'da Hamsiköy'ün meşhur sütlacını denedim ve bu sütlacın üzerine sütlaç olmadığını anladım. Bir porsiyonu sade, bir porsiyonu fındıklı yemenizi öneriririm.





Çorum'a giderseniz sevdiklerinize mutlaka beyaz leblebi, sarı leblebi, ballı susamlı fıstık ve çikolatalı leblebi getirmeyi unutmayınız. Çorum'da özellikle beyaz leblebiye hayran kaldım bizim İstanbul'da yediğimiz beyaz leblebiyle hiç alakası yok bu leblebi daha tuzsuz daha yumuşak ve tabi ki çok daha lezzetli.




Ordu'da akşam yemeğinde yediğim Fasulye turşu kavurması ve


fasulye diblesi nefisti.


Gümüşhane 'de tattığım cevizli pestil (Taze dut, toz şeker, bal, süt, un, ceviziçi, ) cevizli köme (Taze dut, toz şeker, bal, süt, un, ceviziçi ) ve yöre ballısı (cevizli dut pestilinin, bal ile rulo şeklinde sarılmasından oluşuyor) soğuk havada bana enerji ve mutluluk verdi.




Gümüşhane'nin tamamen doğal olarak hazırlanan bu özel tatlarını mutlaka denemenizi öneririm


Gümüşhane'de "pestil herle"sini ilk defa tattım. Aşure ile zerde arası bir tadı olan bu tatlı hem çok lezzetli hem de çok hafif. Dut pekmezinden yapılan ve sıcak olarak tüketilen herle dut pestili şırası kaynatılarak içine bal, süt, un ve su ilave edilip yarı akışkan bir halde hazırlanıyor ve üzerine dövülmüş fındık serpilip ikram ediliyor. Bu harika ve sağlıklı tatlıyı hava çok soğuk olduğundan hemen yedim ve fotoğrafını çekemedim.(Bu fotoğrafı Gümüşhane.gen.tr'den aldım)







Son olarak Kastamonu'ya uğradım ve Kastamonu'nun meşhur Çekme Helvası ile tanıştım. Bu güzel helvanın bir de hikayesi varmış. Çok eski tarihlerde Kastamonu'da yaşayan bir Bey’in, güzel bir kızı varmış. Kızını çok seven bu Bey kızına en uygun damadı seçmek için damat adaylarını bir imtihana tabi tutmaya karar vermiş. Evin kahyası Bey'e bu imtihanla ilgili güzel bir fikir vermiş. "Damat adayları öyle bir tatlı yapsınlar ki bu tatlı Bey'in kızının saç telinden ince olsun. Sen de kızını o kişiye ver " demiş. Bu fikir Bey'in çok hoşuna gitmiş. Kastamonu ’nun dört bir yanına haberler salınmış. Haberi duyan bütün Kastamonu delikanlıları, tatlılarını yapıp Bey'e getirmişler. Bey tatlıları beğenmemiş. Abdulsamet isminde bir genç varmış. O da kızı alabilmek için başlamış annesiyle helva yapmaya. Bey 'in kızının aşkıyla başlar yoğurmaya, yoğurdukça, aşk ateşi tel tel yapar helvayı ve meşhur Kastamonu Çekme Helvası ortaya çıkar. Bey çekme helvayı çok beğenir. Kızının saçları kadar ince, bir o kadar da lezzetlidir. (Kastamonu'daki lezzetler bu kadar değil ama onları ayrıca başka bir postta yayınlayacağım. )




Ülkemizin her yerinde ayrı bir tat ayrı bir lezzet var bunların çoğunu ne yazık ki bilmiyoruz umarım tüm bu güzel tatlar hakettikleri bilinirliğe ulaşırlar.



AFİYET OLSUN.

2 Aralık 2011 Cuma

Kestaneli Muhallebi

Hayırlı ve güzel bir Cuma günü dilerim. Her mevsimin kendine özgü meyveleri ile muhallebi yapmayı çok seviyorum. Geçen sene elmalı muhallebi , bal kabaklı muhallebi(1), bal kabaklı muhallebi(2), bu sene de hurmalı muhallebi tariflerim bunlardan bazıları. Tatlı günüm olan bugün kışın nefis tatlarından kestane ile yaptığım muhallebi tarifim var. Afiyet olsun.
Malzemeler:(5 kişilik)
1 lt.süt
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı pirinç unu
1 paket vanilya
1 kavanoz hazır kestane püresi(tatlandırılmış)
Hazırlanışı:
Hazır kestane püresi muhallebi kaselerinin diplerine konulur.Diğer tarafta süt ile pirinç unu iyice karıştırılarak kaynatılır. Koyulaşmaya başlayınca şekeri ilave edilir ve karıştırmaya devam edilir. Muhallebi kıvamına gelince vanilya eklenip bir iki karıştırılıp altı kapatılır. Kestane püresi konulmuş kase ya da bardaklara pay edilir. Buzdolabında iyice soğutulduktan sonra soğuk olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

28 Kasım 2011 Pazartesi

EKS Mutfak Akademisi-Kikkoman Soya Sosu Etkinliği

Geçtiğimiz Pazar günü sevgili Ebru'nun daveti ile EKS Mutfak Akademisinde Kikkoman Soya Sosu Etkinliğine katıldım. Bu etkinliğin en güzel yanı biz yemek blog yazarlarının yanısıra Okan Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesinden gastronomi bölümlerinde okuyan öğrencilerin de bizlerle beraber olmasıydı.
Şef Eyüp Kemal Sevinç ve ekibi bizi karşılayıp, ön bilgileri bizlerle paylaştılar.


Ardından Kikkoman Soya sosu hakkında firma yetkilisinden bilgileri aldık. Soya sosu seçerken kaliteli ürün almak için birkaç basit ipucu öğrendik. Bunlar: Öncelikle içinde katkı maddesi bulunmayan, doğal fermente sürecinden geçen soya sosunu tercih edin. Doğal fermente süreci, doğal aromanın artmasına etkendir. Doğal fermente edilmiş olan Kikkoman Soya Sosunun farkı nasıl anlaşılıyor?

Şişenin arkasındaki etikete bakın. Etiketinde hiçbir katkı maddesi ve renklendirici içermez ibaresini görürsünüz. Bu sosun %100 doğal ve katkısız olduğunu gösterir.


Soya sosu şisesinin dibini kontrol edin. Kikkoman soya sosu diğer soya soslarının aksine berrak bir renge sahiptir ve en önemlisi ters çevrildiğinde dibinde asla tortu bırakmaz bu da tamamen doğallığının sonucudur.


Ayrıca koklayın, tadına bakın ve ağızda oluşturduğu etkiye bakın hepsinden tam puan alacaktır.


Yemek blogerlarının şefliğinde, 2 öğrenciyle birlikte 3'er kişilik ekipler oluşturduk. İstediğimiz malzemeleri seçerek 45 dak.da yemek hazırlamamız istendi tabi ki Kikkoman ürünlerini de kullanmamız gerekiyordu. Biz Tavuk pane hazırladık ama tavuğumuzu farklı kılan yumurtasının içine Kikkoman soya sosu eklememizdi ve tavuğumuz nefis oldu.


Kikkoman sosları ile lezzetlendirdiğimiz sebze sote ve nohutlu salatamızı da tavuğun yanında sunduk.


Son derece eğlenceli geçen etkinlik için Kikkoman'dan Nazlı Bahçekaya`ya, sevgili şef Eyüp Kemal Sevinç`e, tüm EKS Mutfak Akademisi personeline, özellikle de sevgili Ebru Atlan`a teşekkür ederim.

Pırasa Sarma

Bir hafta aradan sonra merhaba. Geçtiğimiz hafta iş nedeni ile Artvin’den başlayıp, Kastamonu’da biten ve 8 şehri kapsayan bir Karadeniz turu yaptım.(Bu nedenle bir haftadır bloglarınıza uğrayamadım artık bugün sizlere ziyaretlerime başlayacağım) Gittiğim şehirlerdeki yerel tatları ve güzellikleri önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım ama bugün mevsim sebzelerinden en sevdiklerimden pırasa ile yaptığım zeytinyağlı bir sarma tarifini paylaşacağım. Pırasanın sarması sanırım biraz uğraştırdığı için zeytinyağlısı, kıymalısı kadar çok yapılmıyor ama lezzeti bu uğraşa değer doğrusu. Afiyet olsun.
Malzemeler:
1 kg. kalın pırasa
2 soğan
2 su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı dolmalık fıstık
2 yemek kaşığı kuş üzümü
1 yemek kaşığı kuru nane
yarım yemek kaşığı yeni bahar
tuz
karabiber
zeytinyağı
2 yemek kaşığı toz şeker
Hazırlanışı:
Soğanlar küçük küçük doğranır ve bir tencereye konulmuş zeytinyağında kavrulur. Üzerine fıstık ilave edilir ve fıstıklar pembeleşinceye kadar kavrulur. Yıkanıp süzülmüş pirinç bu karışıma eklenir ve biraz kavrulur. Pirinç kavrulunca kuş üzümü, tüm baharatlar ve toz şeker de eklenir, iyice kavrulur. Bir çay bardağı sıcak su eklenir ve pirinç suyunu çekene kadar altı kısık olarak pişirilir. Pişince altı kapatılır ve soğuması beklenir. Pırasalar uzunlamasına kesilir, yaprak yaprak ayrılır ve kaynamış suda 5 dak. haşlanır. Bir tahta üzerine haşlanan pırasa yaprağı açılarak konur ve bir kenarına hazırlanan içten konup, muska şeklinde sarılır. Tencerenin en altına kullanılmayan pırasa yaprakları konulup üzerine muska şeklinde sarılmış pırasalar dizilir. Zeytinyağı gezdirilip, sarmaların üzerini geçecek kadar sıcak su konulup, üzerine tabak kapatılıp kısık ateşte pişirilir. Piştikten sonra sarmalar soğutulur ve soğuk olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

21 Kasım 2011 Pazartesi

Cordon Bleu

Herkese güzel bir hafta dilerim. Fransızların meşhur yemeği Cordon Bleu'nun bugün tavuklu versiyonu var soframızda. Afiyet olsun.
Malzemeler: (4kişilik)
4 adet tavuk göğüs eti
8 dilim salam
8 dilim kaşar peyniri
yarım su bardağı un
yarım su bardağı galeta unu
2 adet yumurta
zeytinyağı
tuz
karabiber
Hazırlanışı:
Tavukgöğüsleri et döveceği ile iyice dövülüp inceltilir(Ben kasaba dövdürdüm)Tavukların her iki tarafına tuz ve karabiber serpilir.Tavuk göğsünün tek tarafına önce salamlar ardından peynirler konulur ve diğer taraf üzerine kapatılır. Tavuk göğsünün uçları birbirine bir bıçak arkası ile vurularak yapıştırılır. Tavuk göğüsleri önce una, ardından çırpılmış yumurtaya ve en son olarak da galeta ununa bulanır. Bir tavada zeytinyağı kızdırılır ve tavukgöğüsleri bu yağda arkası önü çevrilerek kızartılır. Kızartılan tavuklar fazla yağını almak için kağıt havlu üzerine alınır. Yağı alındıktan sonra servis tabağına alınan tavuklar sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...