30 Ocak 2012 Pazartesi

Pırasa Dolması

Herkese soğuk ve karlı bir günden merhaba. Kışın şekilden şekile giren sebzelerinin başında sanırım pırasa gelir. Kıymalısı, zeytinyağlısı yapıldığı gibi köftesi, sarması ve dolması da yapılabilir. Zeytinyağlı ya da kıymalı pırasayı hatırım için yiyen kızım bile pırasa dolmasını seve seve yiyor. Hazırlaması biraz zahmetli ama lezzeti buna değiyor. Afiyet olsun.
Malzemeler:
3 adet kalın pırasa
500gr. kıyma
2 adet kuru soğan
yarım su bardağı pirinç
1 yemek kaşığı salça
tuz
karabiber
kuru nane
sumak
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Pırasaların beyaz tarafları parmak büyüklüğünde kesilir. Parmakla ortalarından bastırılarak içleri çıkarılır. Kaynar tuzlu suya atılıp çok az haşlanır. Diğer tarafta kıyma, küçük küçük doğranmış soğan, ayıklanıp, yıkanmış pirinç, tuz, biber, 1yemek kaşığı salça, kuru nane, sumak bir kapta iyice karıştırılıp, yoğurulup dolmanın iç harcı hazırlanır. Hafifçe haşlanmış olan pırasalar bu iç harcı ile doldurulur. Dibine dolma da kullanılmayan pırasaların serildiği tencereye yanyana dizilir.Üzerlerine çok az zeytinyağı gezdirilip, üstlerini örtecek kadar su konulup,bir tabak kapatılıp pişmeye bırakılır. Pişince servis tabağına alınan pırasa dolması yoğurtla beraber servis yapılır.
AFİYET OLSUN

28 Ocak 2012 Cumartesi

Koska Sıcak Helva

Herkese iki haftalık bir aradan sonra merhaba. İş gezisi nedeniyle "En'lerin Ülkesi" Dubai'ye gittim ve pekçok ilginç bilgi ve fotoğrafla döndüm. Önümüzdeki günlerde dünyanın pekçok enlerini(dünyanın en uzun binası, dünyanın en büyük alışveriş merkezi gibi) biraraya toplayan bu ülkeden izlenimlerini sizlerle paylaşacağım. Ama bugün uzun süredir sırada bekleyen ve seyahatte olduğum için yayınlayamadığım gecikmiş bir postum var. Seyahatten bir gün önce kargodan sevimli bir paket aldım. Koska'nın Sıcak Bir Gelişme adı altında gönderdiği bu pakette kışın sofralarının en sevilen tatlarından Sıcak Helva vardı. Özellikle balıktan sonra yenilen sıcak helvayı Koska 10 dakika içinde hazırlanıp, sofraya getirebilecek hale sokmuş. Çok pratik bir kap içindeki helvanın üzerindeki folyosunu açıp önceden ısıtılmış fırında 150C'de 10 dak. tutuyor ve hemen sıcak sıcak servis ediyorsunuz. Hepsi bu kadar kolay ve lezzetli. Koska'nın bu yeni tadını denemenizi öneririm.
AFİYET OLSUN.

12 Ocak 2012 Perşembe

Uğurlu Konakları-Kastamonu

Herkese soğuk bir İstanbul'dan merhaba. Kasım ayında gerçekleştirdiğim Karadeniz turunda son uğradığım şehir Kastamonu'ydu. Kastamonu'ya ilk defa gittim ve daha o günlerdeki soğuğuna inanmadım. Korkunç bir ayaz vardı ve orada görüştüğümüz kişiler bu soğun daha birşey olmadığını , daha kışın orada başlamadığını söylediler. Şimdi İstanbul çok soğuk ve aklıma hep orada ki soğuk geliyor. Kastamonu'da işlerimizi bitirdikten sonra yemek için gittiğimiz Uğurlu Konaklarına hayran kaldım ve bugün size o Konağı tanıtmak istiyorum.Uğurlu Konakları kompleksi, toplam 1,5 dönüm bahçe içinde yer alan 2 adet geleneksel Kastamonu evinden oluşmaktadır. Yol cephesinde bulunan ve Uğurlu Konağı olarak bilinen konağın,1850 ile 1860 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Terzi Mehmetemin Ağa ilk sahibidir. Kendisi ve ailesi ile birlikte bu konakta tahminen 1930’lu yıllara kadar yaşamış, bu yıldan sonra konağı ailenin büyük kızı Hatice Hanım ve eşi Zühtü Bey’e devretmiştir. Hatice Hanım ve eşi Zühtü Bey, dört çocukları ile birlikte bu konakta yaşamlarına devam etmişlerdir. Zühtü Bey’in vefatından sonra (1956) Hatice hanım çocuklarını evlendirip, kızı, damadı, oğlu Sait Bey, gelini Seniha Hanım ve torunları ile birlikte vefatına kadar (1985) konakta yaşamıştır. Hatice Hanım’dan sonra Sait Bey ve eşi, dört çocuklarıyla birlikte 1992 yılına kadar konakta yaşamışlardır. Bu tarihten sonra hemen hemen terk edilen konak, bakımsızlıktan ve dış etkenlerden, oldukça harap duruma düşmüştür. Aile bireyleri 2003 yılında konağı, Kastamonu Kalkınma Vakfı’na ( KKV) satmışlardır. KKV, konağı turizm amaçlı değerlendirmeyi düşünmüş ve Gazi Üniversitesi Restorasyon kürsüsünde turizm amaçlı restorasyon projesi hazırlatmıştır. Ancak daha sonra mülkiyetinde bulunan diğer bazı konaklarla birlikte satmaya karar vermiş ve satılığa çıkarılan konak, 2005 yılında İstanbul’lu turizmci ve sanat tarihçisi Gülsen Kırbaş tarafından satın alınmıştır.


(Konağın eski halini, bakımsız dönemlerini, inşaatın aşamalarını adım adım duvardaki fotoğraflardan takip edebilirsiniz. Ayrıca Konakları Kastamonu'ya ve bizlere kazandıran Gülsen Kırbaş'ın fotoğrafı ve kısa özgeçmişi de duvardaki panoda bulunuyor)

Bundan sonrası uzun sürecek bir onarım ve yeniden işlevlendirme öyküsüdür. Arka parselde bulunan daha yeni tarihli (20. yüzyıl geleneksel Kastamonu evi) ahşap ev de, öndeki Uğurlu Konağı’yla birlikte projelendirilmiş, her iki yapının restorasyonu, 2006 yılı yazında başlamıştır. 2009 yazında biten restorasyon sonucunda, butik otel olarak işlevlendirilen yapılar, titiz bir çalışmayla, özgün yapısına olabildiğince sadık kalmaya özen gösterilerek restore edilmiştir. Restorasyonda, özgün malzeme, ya da ona en yakın malzeme kullanılmış, yerel ustalar, yerel tekniklerle çalışmıştır. Tescilli tarihi eser olan Uğurlu Konağı, özgün yapıya uygun olarak hazırlanan restorasyon projesine sadık kalınarak onarılmış, özgün mekan düzeni, odalar, sofalar ve tüm mimari detaylar titizlikle korunmuştur. Yeni verilen otel işlevine uyarlamak amacıyla, sadece odalara sıhhi mekanlar eklenmiş, ya da mevcut hela ve hamamlar, gusulhane ve yüklük dolapları bu işleve uyarlanmıştır. Uygulamadaki bir ahşap işçiliği, Kastamonu’da bu konuda örnek oluşturacak kalite ve titizliktedir.




(Konağın restorant bölümünde detaylar, eşyalar ve eşyaların sergilenmesi son derece zevkli ve güzel yapılmış.)

Turizm sektörüne, 25 yıl önce İngilizce ve Almanca rehber olarak başlayan Gülsen Kırbaş, Türkiye’nin tarihi ve kültürel zenginliklerini dünyaya tanıtmak için Novitas Turizm ve Seyahat Acentası’nı kurmuş. 2002 yılında TÜRSAB tarafından Kastamonu’ya yapılan info gezisine katılan Gülsen Kırbaş, Kastamonu’daki tarihi konaklara hayran kalarak, bu konakları alarak otel işletmeciliğine başlama kararı almış. Gülsen Kırbaş tarafından alınıp, tekrar hayat kazandırılan konakların tefrişinde de, geleneksel Kastamonu evinin dekorasyonu örnek alınmış, bu tarz, modern konaklama gereksinimleriyle uyum içinde yorumlanmıştır. Geniş sofalar, geleneksel Kastamonu evi sedirleriyle döşenmiş, doğal malzemeden yapılma tekstil ve el halıları kullanılmış, konakların tüm mekanları, Kastamonu’dan ve yakın çevresinden devşirilmiş özgün dekoratif malzemelerle süslenmiş ve dekore edilmiştir.

(Sıcacık bir ortama sahip olan ve çok güzel Türk musikisinin eserlerinin çalındığı restorantta 1963 yılına ait bir gazete insanı alıp, o yıla ve olaylarına götürüyor.Henüz dünyada olmadığımız bir yıla ait bu gazetedeki haberler bizi uzun süre meşgul etti.) Bitişik üç parselin birleştirilmesiyle oluşan geniş ve ferah bahçe mekanları, yaşı 50-60 yılı aşkın meyve ağaçlarının korunması ve çim ve çiçeklerle bezenmesinin ardından, misafirlerin huzur bulacağı, özellikle bahar ve yaz aylarında eşsiz bir keyif ortamı oluşturan bir cennet bahçesine dönüşmüştür. Mevsimine göre, bahçedeki ağaçlardan beyaz dut, kara dut, erik, vişne, armut ve ceviz yemek mümkündür. (Bilgilerin bir kısmı internetten alınmıştır)



Çok soğuk bir havada gittiğimiz konakta ilk ikram tazecik pideler eşliğinde sunulan sıcacık bir Tarhana çorbası oldu.


Ardından Kastamonu'nun kendine has Etli Ekmeği geldi. Etli Ekmek oldukça büyük ve harikaydı


Yanında yoğurduyla birlikte sunulan etli yaprak sarması sofraya gelir gelmez bitiverdi.


Ve işte beklenen an sonunda meşhur Kastamonu Tirit'i sofrada. Herşeyi ile mükemmel olan ve İstanbul'da yediklerimle hiç ilgisi olmayanTirit'e bayıldım. Bir kez daha herşeyi kendi yerinde yöresinde yemenin en doğrusu olduğunu anladım.

Bu güzel yemeği revani tatlısı ve çok şık sunumla gelen Türk kahvesi ile sonlandırdık.



Konağın tarihi özelliği, dekorasyonu, işletenlerin misafirperverliği ve yemeklerinin lezzetiyle Kastamonu'ya yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin diyeceğim bir yer Uğurlu Konakları. Mutlaka uğrayın ve bu güzel yemeklerden tadın, tarihi atmosferi koklayın.
Uğurlu Konakları
Hisarardı mah. Şeyh Şaban-ı Veli cad. No: 47-51
Kastamonu
Telefon : (366) 212 82 02-04
Faks : (366) 212 18 33
E-Mail : info@kastamonukonaklari.com

9 Ocak 2012 Pazartesi

Ezogelin Çorbası

Herkese güzel bir hafta dilerim. Soğuk geçeceği söylenen haftaya sıcacık bir çorbayla başlamak sanırım en iyisi olacak. Anadolumuzun pek çok yemeğinin olduğu gibi Ezogelin Çorbasının da dilden dile dolaşan bir hikayesi var. Tarif öncesi çorbanın bu acıklı hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum. Asıl adı Zöhre Bozgeyik olan “Ezo Gelin”, 1909 yılında Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi’ne bağlı Dokuzyol (Uruş) Köyü’nde doğdu. Büyüdükçe güzelliği dillere destan olan ve çevre ilçelerden herkesin görebilmek için Dokuzyol Köyü’ne geldiği Ezo Gelin, 20 yaşına geldiğinde, aynı köyden Hanefi Açıkgöz ile “berdel” usulüyle evlendirildi. Hanefi Açıkgöz, Ezo Gelin’e karşılık, halası Hazik’i, Ezo’nun ağabeyi Zeynel Bozgeyik’e verdi. Ezo Gelin bu evliliğe, ancak onyedi ay dayandı ve sonunda baba evine döner. Daha sonra ise niceleri Ezo Gelin ile evlenmek için talip olur. Bu kez de Suriye’de bulunan teyzesinin oğlu Abuzer Memey gelir ve Ezo Gelin’i yine “berdel” kurallarına göre ister. Ezo Gelin ekonomik nedenlerle evlenmek zorunda kalır.
İkinci evliliğini de böyle zoraki bir şekilde yapan Ezo Gelin’in 6 kız çocuğu olur. Bu çocuklardan sadece Celile isimli kızı yaşar. Memleketinden uzak bir şekilde vatan hasretiyle Suriye’de yaşamını sürdüren Ezo Gelin, verem hastalığına yakalandı. Hastalığı sırasında eşine, “Benim mezarımı memleketime götürün. Götüremezseniz de beni Bozhöyük’ün Türkiye’yi gören kısmına gömün” der. Ezo Gelin mezar taşındaki yazıya göre 1952 yılında, Oğuzeli Nüfus Müdürlüğü’ndeki kayıtlara göre ise 1956 yılında öldü. Ezo Gelin Suriye’de, Türkiye sınırına yarım saat uzaklıktaki Carablus İlçesi Bozhöyük Köyü’ndeki bir höyüğe gömülür. Mezar taşında ise “Emir Kızı Ezo Gelin. Doğumu Türkiye’nin Gaziantep ilinin Oğuzeli İlçesi’nin Dokuzyol (Uruş) Köyü 1909. Ölümü 1952. Uzun zamandır çektiği verem hastalığından ve gurbetlik acısından öldü” yazmaktadır. Ezo Gelin’in mezarı, 43 yıl sonra kardeşi Kenan Bozgeyik’in dönemin Oğuzeli Kaymakamı Cemal Hüsnü Kansız’a başvurması ve Suriyeli yetkililerle yapılan görüşmeler sonucunda, 23 Eylül 1999 tarihinde Gaziantep’e getirilmiş ve Dokuzyol Köyü’nde düzenlenen törenle defnedilmiştir. (Kaynak. İnternet)
Gelelim tarife.
Malzemeler: (5 kişilik)
1.5 çay bardağı kırmızı mercimek
yarım çay bardağı pirinç
kahve fincanı ince bulgur
1 tane kuru soğan
2 çorba kaşığı domates salçası
7 su bardağı su
kuru nane
tuz
karabiber
zeytinyağı
Yapılışı:
Zeytinyağı tencerede ısıtılır ve içine küçük küçük doğranmış soğan konur. Soğan kavrulur, salça ilave edilir. Salça kavrulduktan sonra su konulur(Tavuk ya da et suyu olursa daha iyi olur) Yıkanmış ve süzülmüş mercimek ve pirinç eklenir. Bulgur da konulur karıştırılır. Tuz, kuru nane ve karabiber serpilip, pişmeye bırakılır. Çorba pişince istenirse üzerine kuru nane serpilip ya da kızdırılmış tereyağı ve kırmızı biber dökülüp sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

4 Ocak 2012 Çarşamba

Hellim Peynirli Salata

Herkese yeni yılın ilk postu ile merhaba. Kıbrıs'ın meşhur Hellim peyniri girdiği her yemeğe, her salataya kendi farklı lezzetini katan nefis bir peynir. Kızartılarak yenildiğinde bambaşka bir tada bürünen bu peyniri kahvaltılarda kullandığım gibi salatalarda da bol bol kullanıyorum. Tuzlu olduğu için salatada kullanmadan önce yarım saat suda tutuyor ve salatanın tuzunu normalden az koyuyorum.
Malzemeler:
1 paket Hellim peyniri
1 adet kıvırcık salata
1 bağ akdeniz yeşilliği
5, 6 adet kurutulmuş domates
1 diş sarımsak
1 limonun suyu
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı
Yeşillikler yıkanıp, süzülür ve doğranırlar. Kurutulmuş domatesler kaynar suda 1, 2 dak. tutulur ve çıkarılır. Domatesler ince şerit şeklinde kesilir, yeşilliklere katılır. Tuzu alınmış hellim peyniri kalınca dilimlenir (küp şeklinde ya da ince şeritler halinde de kesebilirsiniz) dilimlenmiş peynirlerin ızgarada iki tarafı da kızartılır. Bir kapta limonun suyu, zeytinyağı, tuz ve dövülmüş sarımsak karıştırılır ve salatanın sosu hazırlanır. Kızaran peynirler sıcakken hemen salataya eklenir, sos tüm salataya dökülür, karıştırılır ve servis edilir.
AFİYET OLSUN

31 Aralık 2011 Cumartesi

Mutlu Yıllar !

Herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu ve bol kazançlı yeni bir yıl dilerim. 2012 hepimize mutluluk ve huzur getirsin. Bu yıldan çok daha güzel bir yıl olsun. Herkesin tüm dilekleri gerçek olsun. Yeni yılınız kutlu olsun. Sevgiler.

30 Aralık 2011 Cuma

Kestaneli Pilav

Yılın son Cuma'sı herkese hayırlı olsun. Koca bir sene daha geride kalıyor umarım önümüzdeki yıl daha güzel şeyleri bizlere getirir. Bugünkü tarifim yılbaşı sofralarının geleneksel yemeklerinden biri olan Kestaneli Pilav. Bu pilavı ister bütün hindi ya da tavuğun içine koyarak, isterseniz de yanında servis edebilirsiniz. Ben bu pilavın görüntüsünü çok sevdiğim için tavuk ya da hindi içine konulduğunda pilava acıdığımdan ayrı pişirip, tavuğu yanında servis ediyorum.
Afiyet olsun.
Malzemeler: (4 kişilik)
2 su bardağı basmati pirinç
3 su bardağı sıcak su (tavuk veya et suyu olması daha iyi olur)
1 su bardağı ayıklanmış kestane
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
kimyon
tarçın
yeni bahar
tuz
karabiber
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Bir tencereye zeytinyağı konulur ve hafifçe kızdırılır. Dolmalık fıstıklar tencereye konulur hafifçe rengi dönmeye başlayana kadar karıştırılır. Üzerine kestaneler eklenir ve birlikte bir iki çevrilir, kuş üzümleri de konulur ve hepsi 1, 2 dak. karıştırılır. Ayıklanmış, yıkanmış ve süzülmüş pirinç tencereye konulur. Pirinç tane tane olana kadar kavrulur. Tarçın, kimyon, yeni bahar, tuz, karabiber eklenir, karıştırılır sıcak su konulur (ben tavuk suyu kullandım) ve ağzı kapatılarak pişirilir. Piştikten sonra bir süre dinlendirilir, servis tabağına alınır ve yanında tavuk ya da hindi ile servis yapılır.
AFİYET OLSUN
NOT. Kestaneleri ayıklamak için üzerleri iyice silinmiş olan kestanelerin üzerleri bıçakla çarpı şeklinde çizilir ve kaynamış olan suya atılıp, 2, 3 dak. tutulur. Sudan çıkarıp sıcakken kolayca ve kestaneye zarar gelmeden hemen soyulur

26 Aralık 2011 Pazartesi

Lahana Bohçası

Yılın son haftasına girdik herkese iyi bir hafta dilerim. Kışın en güzel sebzelerinden lahananın bohça hali bizim evde çok sevilir. Sarmaya nazaran daha fazla iç harç konulduğu için kızım bohçayı sarmaya tercih ediyor. Siz de sarma ile uğraşmaya vaktiniz olmazsa lahanayı bohça şeklinde yapın. Çok daha çabuk ve kolay oluyor. Afiyet olsun.
Malzemeler:
1 adet orta boy lahana
300 gr.kıyma
2 adet orta boy kuru soğan
yarım su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı salça
tuz
karabiber
kuru nane
sumak
zeytinyağı
Hazırlanışı:
Lahananın koçan kısmı ayıklanır ve çıkarılır. Yapraklar tek tek ayıklanır. İyice yıkanan yapraklar kaynar suda 10 dak.haşlanır. Haşlanan yapraklar süzülür ve soğumaya bırakılır. Diğer tarafta kıyma, küçük küçük doğranmış soğan, ayıklanıp, yıkanmış pirinç, tuz, biber, 1 yemek kaşığı salça, kuru nane, sumak bir kapta iyice karıştırılıp, yoğurulup lahana bohçasının iç harcı hazırlanır (harçta kıyma yerine kuşbaşı et ve pirinç yerine bulgur da kullanabilirsiniz)
Lahana yaprakları çorba kepçesinin içine kenarları dışa taşacak şekilde konulur ve içine harçtan bir miktar ilave edilir. Lahanının dışa sarkan uçları üste doğru kapatılıp bohça gibi sarılır.Tüm lahana yapraklarından aynı şekilde bohçalar hazırlanır. Bu bohçalar lahananın kullanılmayan yaprakları ile tabanı kaplanan tencereye ters çevrilerek dizilir. Hepsi dizilince 1 yemek kaşık salça su ile karıştırılıp, bohçaların üzerine gezdirerek dökülür, zeytinyağı konulur. Tencereye sarmaların üstüne bir tabak oturtulur ve dolmaların yarısına gelecek kadar su ilave edilip pişmeye bırakılır. Pişme işlemi bitince yoğurt ile sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

21 Aralık 2011 Çarşamba

Tarhana Çorbası

Herkese merhaba. Tarhana çorbasını sanırım sevmeyen yoktur bizde de çorbaların atası olan Tarhana en sevilen çorbalarındandır.
"Tarhana çorbası, sabah kahvaltıları dahil her öğün yenebilir. Kökeni Orta Asyadan gelen Türklere dayandığı söylense de tarhana kelimesi Farsçadır. Her türlü yiyeceği kurutarak saklamaya çalışmışlar ve yoğurdun saklanması için de Tarhana çorbasını bulmuşlardır. Önemli bölümü yoğurttan oluşan Tarhana çorbası besleyici olduğu kadar kuru toz şeklinde olduğu için uzun süre saklanabilir. Türkiye'de Tarhana çorbasının birçok türünü bulabilirsiniz.Türkiye'de, Uşak, Denizli, Kahramanmaraş şehirlerinde ve Beypazarı'nda ünlüdür. " (Kaynak:Vikipedi)
Tarhana'nın ismiyle ilgili ilginç bir hikaye vardır. Vaktiyle bir hükümdar seferlerinden birini yaparken, bir fakirin evine misafir olmuş. Sıkıntı içinde ne ikram edeceğini şaşıran köylü kadın çabucak bir çorba kaynatıvermiş. Hükümdar kendisine ikram edilen çorbayı çok beğenip, ev sahiplerine övgüde bulunarak, ‘bu ne çorbası?’ diye sormuş. Çorbayı hazırlayan kadın ‘dar hane çorbasıdır, kusura bakmayın. Afiyetle yiyin’ demiş. ‘Darda olan ev’ anlamına gelen dar hane, zamanla tarhana diye anılmış.”
Ülkemizin pekçok yerinde farklı şekillerde yapılan Tarhanın en meşhur olduğu şehirlerden biri olan Uşak'tan "Yeldanlızade Tarhana Baba" tarhanası gelince hemen pişiriverdim ve bunu sizlerle paylaşayım istedim. Uşak'ta bir tanıdığınız varsa ondan isteyin ya da yolunuz Uşak'a düşerse mutlaka" Tarhana Baba" yı alıp deneyiniz. Afiyet olsun.
Malzemeler:
3 yemek kaşığı tarhana
1 lt(5 su bardağı) su (et, tavuksuyu olabilir)
yarım yemek kaşığı salça
zeytinyağı
tuz
Hazırlanışı: (kutunun üzerindeki tariftir)
1 lt(5 su bardağı)suya 3 çorba kaşığı tarhana konulur, karıştırılır ve bir kenara bırakılır. Bir tencereye yarım çorba kaşığı salça, az miktarda zeytinyağı ve tuz konularak hafif ateşte karıştırılarak yağın kızması beklenir. Bu karışıma suyun içinde bekletilen tarhana ve suyu dökülür. Hafif ateşte karıştırılarak pişirilir. Kaynamaya başlayınca karıştırma bırakılır ve 5-10 dak. daha kısık ateşte pişirilir ve altı kapatılır. Sıcak olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Yahni

Herkese güzel bir hafta dilerim. Tencere yemeklerimizin en güzel yanlarından biri ekmeğimizi yemeğin suyuna bandırmaktır sanırım. Tazecik ekmeği yemeğin suyuna bandırmak ve yemeğin tüm güzel tatlarını içinde barındıran o suyu ekmeğimiz ile yemek harikadır. Bugünkü tarifim de işte böyle yemeğin tüm tadını suyunda barındıran ve ekmek bandırası yemeklerden biri olan Papaz yahnisi tarifi. Pek çok sebze, tavuk ve et ile yapılan yahninin içinde ki baharatlar ve arpacık soğanları ona apayrı bir lezzet katıyor.(Bu tarife nohut ekleyenler de oluyor isterseniz siz de ekleyebilirsiniz) Lafı fazla uzatmadan tarife geçiyorum. Afiyet olsun.
Malzemeler: (4 kişilik)
500 gr. parça et
500 gr. arpacık soğan
2 diş sarımsak
zeytinyağı
Yarım çay bardağı sirke
Sıcak su
Tarçın
yenibahar
kimyon
tuz
karabiber
Yapılışı:
Zeytinyağı bir tencerede ısıtılır. İçine et konulur ve et suyunu salıp çekene kadar kavrulup, pişirilir. Et suyunu çekince bütün halindeki soğanlar ve sarımsaklar tencereye konulur. Tüm baharatlar ve sirke eklenir ve hepsi harmanlanıp, iyice karıştırılır.Üzerini geçecek kadar sıcak su tencereye konuluır kısık ateşte etler pişene kadar pişirilir. Pişince servis tabağına alınan papaz yahnisinin üzerine doğranmış maydanoz serpilir sade pilav ile servis edilir.
AFİYET OLSUN

14 Aralık 2011 Çarşamba

Kurutulmuş Domatesli Ispanak Salatası

Herkese güzel bir gün dilerim. Bugün mevsime uygun son derece kolay hazırlanan ve yemeklerin yanında olduğu gibi tek başına da yenebilen bir salata tarifim var. Afiyet olsun.
Malzemeler: (5 kişilik)

150 gr. bebek ıspanak yapraklar
6-8 adet kurutulmuş domates

6-8 adet konserve enginar kalbi

10 adet siyah zeytin

1 limonun suyu

zeytinyağı

tuz

Hazırlanışı:

Kurutulmuş domatesler 5 dak. sıcak suda bekletilirler ve sudan çıkarılırlar. Büyüklüklüklerine göre 2 ya da 3 parçaya bölünürler.(Çok küçük parçalara bölünmezler)Yıkanmış ıspanak yaprakları, bölünmüş domatesler, ortadan ikiye ayrılmış konserve enginar kalpleri ve siyah zeytinler bir kaba konulur. Diğer tarafta limon suyu, zeytinyağı ve tuz karıştırılarak salatanın sosu hazırlanır. Bu sos malzemelerin üzerine dökülür ve iyice karıştırılıp harmanlanır. Servis tabağına alınan salata servis yapılır.


AFİYET OLSUN.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Fırında Kıymalı Karnabahar

Herkese güzel bir hafta dilerim. Kışın fazla sevilmeyen sebzelerinden biri karnabahar’dır. En az Brokoli kadar faydalı olan bizim yerli sebzemiz karnabahar özellikle kokusu nedeni ile tercih edilmez. Tadını lezzetlendirmek için çoğu zaman beşamel sos ve çeşitli peynirlerden destek alınır ya da farklı soslarla salatası yapılır. Neyse ki bizim evde beşamel sossuz yenebilecek kadar çok sevilir. Daha önce salata ve fırında mozerella peynirli tarifini verdiğim bu sebzenin daha sade bir tarifini vermek istiyorum. Afiyet olsun.
Malzemeler:(5 kişilik)
1 adet karnabahar
300 gr kıyma
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı salça
Tuz
Karabiber
Kuru nane
Kekik
zeytinyağı
Üzeri için rendelenmiş parmesan peyniri
Hazırlanışı:
Kuru soğan yemeklik olarak doğranır ve kızdırılmış sıvı yağda kavrulur. Üzerine kıyma eklenir ve kıyma da kavrulur. Salça da eklenir birlikte karıştırılarak harmanlanır. Tuz, karabiber, nane ve kekik serpilir ve karıştırılır.Diğer tarafta çiceklerine ayrılan karnabahar buharda haşlanır. Haşlanınca karnabahar çicekleri fırına konulacak olan kabın içine yerleştirilir üzerine kıymalı harç dökülür ve çok az su konularak önceden ısıtılmış fırında 200 C’de üzeri kızarıncaya kadar pişirilir. Fırından çıkarıldığı an üzerine rendelenmiş parmesan peynir serpilir ve sıcak sıcak servis yapılır.
AFİYET OLSUN

9 Aralık 2011 Cuma

Aşure

Herkese hayırlı ve güzel bir Cuma günü dilerim. Aşure ayına girdik ve tüm evlerde aşure yapımı için tencereler kaynıyor. Blogumda bu ara en fazla okunan tarif de geçen sene yayınladığım aşure tarifim. Bu nedenle bugün aşure tarifini arayanlara kolaylık olsun ve hemen tarife ulaşsınlar diye tekrar yayınlamak istiyorum. Tarif için buraya tık tık. Allah kabul etsin.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Karadeniz'den Tatlar

Herkese güzel bir hafta dilerim. Geçtiğimiz hafta iş nedeni ile Karadeniz'e bir yolculuk yaptım. Bu kısa süreli gezide denediğim lezzetler ile ilk defa tanıştığım bazı tatları sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk durağım olan Artvin'de sabah kahvaltısında ilk defa meşhur Kuymak'ı denedim. Peynir ve mısır unu çok az su ve tereyağı ile beğendi kıvamına gelene dek tavada karıştırılarak pişiriliyor.Kuymak kustuğunda yani yağını saldığında piştiği anlaşılıyor. Her öğünde yenilebilen kuymak özellikle sabah kahvaltılarında nefis bir tat oluyor.


Artvin'de sabah kahvaltısında meşhur Artvin balının yanında çeşit çeşit Artvin'in kokulu peynirlerini mutlaka tadınız.


Artvin'den son lezzet nefis Silor. İnce boru şeklinde kıvrılarak 4-5 cm eninde kesilen yufkalar fırında kavrularak kurutuluyor. 1 yıl boyunca saklanabilen bu yufkalar bir kaba alınıyor üzerine kaynar su gezdirildikten sonra bir kat yoğurt dökülüyor ve üzerine tereyağı gezdirilip sofraya getiriliyor. Harika sıcacık pide ve Karadeniz çayı ile anında mideye indiriliyor.


İkinci durağım Trabzon'da Hamsiköy'ün meşhur sütlacını denedim ve bu sütlacın üzerine sütlaç olmadığını anladım. Bir porsiyonu sade, bir porsiyonu fındıklı yemenizi öneriririm.





Çorum'a giderseniz sevdiklerinize mutlaka beyaz leblebi, sarı leblebi, ballı susamlı fıstık ve çikolatalı leblebi getirmeyi unutmayınız. Çorum'da özellikle beyaz leblebiye hayran kaldım bizim İstanbul'da yediğimiz beyaz leblebiyle hiç alakası yok bu leblebi daha tuzsuz daha yumuşak ve tabi ki çok daha lezzetli.




Ordu'da akşam yemeğinde yediğim Fasulye turşu kavurması ve


fasulye diblesi nefisti.


Gümüşhane 'de tattığım cevizli pestil (Taze dut, toz şeker, bal, süt, un, ceviziçi, ) cevizli köme (Taze dut, toz şeker, bal, süt, un, ceviziçi ) ve yöre ballısı (cevizli dut pestilinin, bal ile rulo şeklinde sarılmasından oluşuyor) soğuk havada bana enerji ve mutluluk verdi.




Gümüşhane'nin tamamen doğal olarak hazırlanan bu özel tatlarını mutlaka denemenizi öneririm


Gümüşhane'de "pestil herle"sini ilk defa tattım. Aşure ile zerde arası bir tadı olan bu tatlı hem çok lezzetli hem de çok hafif. Dut pekmezinden yapılan ve sıcak olarak tüketilen herle dut pestili şırası kaynatılarak içine bal, süt, un ve su ilave edilip yarı akışkan bir halde hazırlanıyor ve üzerine dövülmüş fındık serpilip ikram ediliyor. Bu harika ve sağlıklı tatlıyı hava çok soğuk olduğundan hemen yedim ve fotoğrafını çekemedim.(Bu fotoğrafı Gümüşhane.gen.tr'den aldım)







Son olarak Kastamonu'ya uğradım ve Kastamonu'nun meşhur Çekme Helvası ile tanıştım. Bu güzel helvanın bir de hikayesi varmış. Çok eski tarihlerde Kastamonu'da yaşayan bir Bey’in, güzel bir kızı varmış. Kızını çok seven bu Bey kızına en uygun damadı seçmek için damat adaylarını bir imtihana tabi tutmaya karar vermiş. Evin kahyası Bey'e bu imtihanla ilgili güzel bir fikir vermiş. "Damat adayları öyle bir tatlı yapsınlar ki bu tatlı Bey'in kızının saç telinden ince olsun. Sen de kızını o kişiye ver " demiş. Bu fikir Bey'in çok hoşuna gitmiş. Kastamonu ’nun dört bir yanına haberler salınmış. Haberi duyan bütün Kastamonu delikanlıları, tatlılarını yapıp Bey'e getirmişler. Bey tatlıları beğenmemiş. Abdulsamet isminde bir genç varmış. O da kızı alabilmek için başlamış annesiyle helva yapmaya. Bey 'in kızının aşkıyla başlar yoğurmaya, yoğurdukça, aşk ateşi tel tel yapar helvayı ve meşhur Kastamonu Çekme Helvası ortaya çıkar. Bey çekme helvayı çok beğenir. Kızının saçları kadar ince, bir o kadar da lezzetlidir. (Kastamonu'daki lezzetler bu kadar değil ama onları ayrıca başka bir postta yayınlayacağım. )




Ülkemizin her yerinde ayrı bir tat ayrı bir lezzet var bunların çoğunu ne yazık ki bilmiyoruz umarım tüm bu güzel tatlar hakettikleri bilinirliğe ulaşırlar.



AFİYET OLSUN.

2 Aralık 2011 Cuma

Kestaneli Muhallebi

Hayırlı ve güzel bir Cuma günü dilerim. Her mevsimin kendine özgü meyveleri ile muhallebi yapmayı çok seviyorum. Geçen sene elmalı muhallebi , bal kabaklı muhallebi(1), bal kabaklı muhallebi(2), bu sene de hurmalı muhallebi tariflerim bunlardan bazıları. Tatlı günüm olan bugün kışın nefis tatlarından kestane ile yaptığım muhallebi tarifim var. Afiyet olsun.
Malzemeler:(5 kişilik)
1 lt.süt
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı pirinç unu
1 paket vanilya
1 kavanoz hazır kestane püresi(tatlandırılmış)
Hazırlanışı:
Hazır kestane püresi muhallebi kaselerinin diplerine konulur.Diğer tarafta süt ile pirinç unu iyice karıştırılarak kaynatılır. Koyulaşmaya başlayınca şekeri ilave edilir ve karıştırmaya devam edilir. Muhallebi kıvamına gelince vanilya eklenip bir iki karıştırılıp altı kapatılır. Kestane püresi konulmuş kase ya da bardaklara pay edilir. Buzdolabında iyice soğutulduktan sonra soğuk olarak servis yapılır.
AFİYET OLSUN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...